Kiminle dans ettiğin çok önemli

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, özellikle göreve geldiği ilk günlerde toplumumuz içerisindeki çözüm yanlılarını oldukça heyecanlandırmıştı.

Muhatabı olan Kıbrıslı Rum Lider Nikos Anastasiadis ile birlikte katıldıkları etkinlikler…

Zivania ve kahve içmeler…

Her iki toplumun arasına karışıp birlikte onlarla vakit geçirmeler…

Birbirlerine, “Nikos” ve “Mustafa” diye hitap etmeleri…

Ve o bilindik karşı tarafı suçlayıcı dili kullanmamaları…

İşte tüm bunlar Kıbrıslıların içinde, “Sanırım bu defa olacak” duygusunu yeşertti.

Ancak süreç ilerledikçe ve mesele esas konulara geldikçe, iki liderin çizdiği o mutlu tablo yerini çatışmacı bir ortama bıraktı…

Peki, neden süreç böylesine keskin bir dönüşüm yaşadı?

Bu durumla ilgili birçok sebep sıralayabiliriz…

Örneğin; Taraflar arasındaki uyuşmazlıklar, garantiler konusundaki iki uç görüş, Türk müzakere heyeti tarafından sunulan haritada Güzelyurt’un yer almaması, güneydeki seçim havası, dış güçlerin kendi çıkarlarını planlaması ve dahası…

Bunların tümü de süreci etkileyen sebepler ancak süreci bitirecek sebepler değil!..

Neden mi?

Çünkü daha süreç başlamadan tüm bu uyuşmazlıklar biliniyordu ve zaten bu uyuşmazlıkları ortadan kaldırmak için müzakere edileceği açıktı…

Taraflar tüm bu uyuşmazlıkları bilerek iddialı söylemlerde bulundular…

Mesela Sayın Akıncı tüm bu uyuşmazlıkları bilerek 2016 yılı sonunu işaret etmiş ve “Çözüm olabilir” demişti…

Sonra o tarih 2017 başı oldu…

O nedenle sürecin esas çökme nedenini ve Akıncı’nın yaşadığı değişimi iyi analiz etmemiz gerekiyor…

Öncelikle Akıncı kiminle dans ettiğini kestiremedi…

Süreci bizzat kendi yöneteceğini, Ankara’nın da kendisine destek vereceğini sandı…

Ancak fena halde yanıldı…

Garantiler konusunda, “Türkiye sadece kuzey kurucu devletçiğinin garantörü olsun ve tek yanlı müdahale hakkı sadece kuzeyde geçerli olsun” önerisini ortaya attı…

Havayı yokladı ve olumlu bir yanıt alacağını sandı…

Fakat bu önerisi ile Ankara’nın önüne giden Akıncı hiç tahmin edemediği bir cevapla karşılaştı!..

“Bu mümkün değildir. Biz adanın tamamının garantörüyüz”…

Ne kadar acı değil mi?

Oysa Sayın Rauf Raif Denktaş da, Sayın Eroğlu da ve Sayın Akıncı da bizlere, “Türkiye Kıbrıslı Türkleri korumak için bu adada” demişlerdi…

Ancak o Türkiye’yi yönetenler geçmişten günümüze bunun tam tersini söylüyorlar…

“Hayır, biz bir etnik kökenin değil adanın tümünün garantörüyüz” diyorlar…

Bu süreç içerisinde Akıncı ve ekibinin yaşadığı hayal kırıklıklarından sadece bir tanesi…

Maraş konusunda da benzer bir durum yaşandı…

Akıncı seçim döneminde Maraş’ı BM gözetiminde yasal sahiplerine açma vaadi vermesine rağmen, sıkışan sürecin de etkisiyle kısa bir zaman önce Maraş’ın Türk kontrolünde açılması için girişim gerçekleştirdi ancak karşısında yine “Hayır” diyen bir Ankara buldu…

Yine; Harita…

Vatandaşlık…

Toprak talep etme…

Ve diğer başka konularda Ankara’nın istediğinin olması Akıncı’nın da Ankara’nın çizgisine gelmesine neden oldu…

Dik duramadı…

Kiminle dans ettiğini kestiremedi…

Ve en önemlisi de istifa etmek yerine değişmeyi tercih etti…

Süreç yeniden başlasa da, hatta yeni zirveler yapılsa da hiçbir şeyin değişeceği yok…

Çünkü bizim liderimiz çözüm dansına değil çözümsüzlük dansına ayak uyduruyor…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir