Medya baskı altındadır

İlke Davulcu’nun KALEM Gazetesi’nde yayımlanan yazısıdır…

Hepimiz geçtiğimiz ay yaşanan karikatür eylemi gibi bir garip olaya şahit olduk. Karikatürün konusuna değinmeyeceğim. İlgilendiğim nokta kullanılan dilin ve yöntemin protestodan öte olmasıdır. Konu güncelliğini kaybetmeden buna benzer bir durum daha yaşandı. Ancak arada bu kez fark var. KKTC Din işleri dairesi tarafından organize edildiği her halinden belli olan ne olduğu belirsiz bir site üzerinden bir yazı. Yazının yayınlandığı söz konusu site “diniajans.net”. Yazı da açık isim verilerek bir gazeteci satılık kalem olmakla suçlanıyor. Biraz daha ileriye giderek bu gazetecinin kalem oynatma sebebinin müslümanlığa karşı odaklar tarafından beslendiği ve ardına bilindik FETÖcü suçlaması yapılıyor. İki eylemin ortak noktası aynı akla dayanıyor. Biri Türklük diğeri Müslümanlık üzerinden mağduriyet politikası.

Yukarıda bahsettiklerim basın sektöründe yıllarca çalışmış, hepimizin bildiği tanıdığı insanlarımıza yapılıyor.

Vahim olan. Basın camiası (küçük bir azınlık dışında) bile ne yazık ki bu tehlikeyi görmemesidir.

Konunun bir medya kurumu veya bir gazetecinin linç edilmeye çalışılmasından öte olduğu düşüncesindeyim.

Anlaşılan Medya üzerinde yaratılmak istenilen korku ve baskıyı tepkisizliğimiz nedeniyle farklı zamanlarda hepimiz hissedeceğiz. Bu baskının ilerleyen aşamalarda bir kurum veya bir gazeteciyi ayırt edeceğini sanmıyorum. Korku ve baskı tüm medyaya olacaktır.

Bugün buna en iyi örnek dünyada tutuklu bulunan gazetecilerin 3’te 1’ini barındıran Türkiye’dir. 171 meslektaşımız yazdıkları veya yayımladıkları haberler nedeniyle cezaevlerinde çürümektedir. Bir o kadar gazetecide ülkesini terketmek zorunda kalmıştır.

Son 1 yılda 187 basın yayın kuruluşu kapatılmıştır. Kapatılmayan yüzlercesi de kayyum atanarak havuz medyasına dahil edilmiştir.

Konusu açılmışken özeleştiri yapmadan geçemeyeceğim…

Peki bunlar karşısında biz ne yapıyoruz?

Bunu ayrıca yazacağım.

Şimdi konumuza tekrar dönelim…

Medya üzerinde baskı ve korkunun bu kadar fazla olduğu coğrafyada bizimde gideceğimiz köyün minareleri ayan beyan önümüzde durmaktadır. Ne yazık ki bizlerin hastalığı olan kişisel husumetlerimiz bu tehlikenin yakın zamanda bizlerin geleceğini etkileyeceği gerçeğini görmemize engel olmaktadır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da çuvallamak üzere olduğumuzun farkında bile değiliz.

Umarım Basın özgürlüğünün ne kadar değerli olduğunu, bunun kaybedilmesinin geleceğin kararması anlamına geleceğini yaşayıp görmeyiz.
KKTC Din İşleri Dairesi tarafından organize edilip yayımlanan tehditkar yazıdan bir kesitle bana ayrılan köşeyi noktalamak istiyorum.

*

“Bir gün Kıbrıs’ta da bir TAYYİP ERDOĞAN çıkar, orada da müslümanlara yapılan eziyetler son bulur, adınız sanınız kalmaz.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir