“Sorunları aşmanın yolu birlik ve birbirinize güvenmekten geçer”

 Medya patronları basın emekçisi arkadaşlarımızı çok fazla saat çalıştırmak yanında dinlenme saatlerinde bile kendilerine bağlı kalıp telefon başında direktif beklemelerini talep etmekte ve çoğu medya işvereni de çalışanlarının sosyal sigorta ihtiyat sandığı yatırımlarını yapmamaktadırlar. Bu sorunları aşmanın yolu birlikten ve birbirinize güvenmekten geçer”

Dev-İş eski Genel Başkanı Mehmet Seyis, gazetemiz KALEM’e Kıbrıs’ın kuzeyindeki sendikacılığı, sendikalara düşen görevleri, işçilerin sendikalarda örgütlenmesinin gerekliliği konusunda açıklamalarda bulundu. Seyis ile yaptığımız röportaj şöyle:

KALEM: Kıbrıs’ın kuzeyindeki sendikacılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Uzun yıllar sendikacılık yapmış bir kişi olarak geçmişe göre daha iyi bir durumda mıyız?

Mehmet SEYİS: Sendikacılığın temelinde üretim ve işçiler yatar. Kıbrıs’ın kuzeyinde üretim konusunda yaşanan sıkıntıların ve yoğun yabancı işçiliğin bu anlamda sendikacılığın gelişmesi önünde önemli bir engel oluşu ciddi bir sorundur. Bu özel sektör işyerleri ile alakalıdır tabii.

“Türkiye’de sürekli farklılaşan ekonomik politikalara uyuldu”

Bu alanda 1985-1986’lı yıllara kadar sendikal örgütlülüğün daha güçlü olduğu görülmüştü. Bunun ana nedenleri, kaçak işçilik ve bugün de yoğun olarak yaşanan yabancı işçilik gerçekliğinin bu tarihlerden sonra çoğalarak yaşanmaya başlanması ve ayni zamanda tartışmalı siyasi kararlar ile ayrı devlet kurup ısrarcı olunması sonucunda Kıbrıs’ın kuzeyine uygulanan izolasyonlar da hem üretimin yok olma noktasına gelmesine, hem de sendikal örgütlülüğün daha da gerilemesine neden oldu.

Bu noktada kamu sendikacılığına da değinmekte fayda var. Mutlaka ki kamuda da örgütlü ve sendikalı çalışılmalı ve ülkemizde gelişen güçlü sendikal yapı bu alanda gerçekleşti. Kıbrıs’ın kuzeyinde oluşan uydu devlet yapılanması kamu işlerini yönetmekten fazla TC ile veren-alan, emreden-emir alan ilişkisi sonucunda Türkiye’de sürekli farklılaşan ekonomik politikalara uyuldu. Örneğin Türkiye’de sosyal demokrat hükümetler olduğunda başka, liberaller olduğunda başka siyasetlere boyun eğdi. Durum bu olunca kamuda sendikal mücadele de doğal olarak sürekli sorunlu oldu.

KALEM: Her geçen gün kötüye giden ülke ekonomisi göz önünde bulundurulduğunda, işverenin birçok iş alanında iş azaltmaya gittiği de düşünülürse sendikalara ne gibi görevler düşüyor?

Mehmet SEYİS: Açıkçası Kıbrıs’ın kuzeyinde hiçbir zaman ciddi bir ekonomik yapılanma olmadı ve Kıbrıs sorunu çözülmediği sürece olması da mümkün değil. Ya TC’den para alındı ki bu da büyük bir sorun oldu. Parayı veren yönetir anlayışı bundan dolayı hâkim oldu. Bu anlayışın da ülkemize verdiği sosyal ve demografik hasar büyük oldu. Ya da belli süreler devam eden ekonomik faaliyetler oldu. Bavul turizmi, narenciye vs. gibi bir dönem sınırlı da olsa üretim yapan sanayi de zaten bilinçli bir siyaset ile yok edildi.

“İşçi durdurmak yerine sıkıntıları paylaşmak gerekir”

İşçi azaltmalar ile ilgili bölümü ele alacak olursak ilgili işletmeye bakmak gerekir. Kamu ve kamu iştirakleri, kurumlar, belediyeler vs. dışında sendikalı çalışan işyerleri %1 bile değil. Kamuda ise zaten iş güvencesi ve maaşlar gibi durumlar yasa ile düzenlenmiş.

Bunun dışında gerçekten iş azaltmasına gidilen yerlerde dikkat edilmesi gereken nokta; gerçekten zarar var mı yoksa teknolojik yenilenme sonucu daha az çalışan ve daha çok kâr mı hedefleniyor? Bunu sendikasız işletmelerde tespit etme olanağı yok ancak sendikalı işletmelerde bu tespiti yaparak davranmak gerekir. Eğer işletmede zarar yoksa işçi durdurmaya karşı çıkılmalı. Yok, eğer işletme zararda ise veya o yöne gidiyorsa o zaman yapılacak özveriler gündeme alınmalı.

Burada esas olan işyerinin kapanmaması ve insanların da işsiz kalmaması, işletmenin insanlara ekmek sağlamaya devam etmesidir. Dolayısı ile işçi durdurmak yerine sıkıntıları paylaşmak gerekir. Böylesi durumlarda aslında yetişmiş bir işçinin işine son vermek hiçbir işverenin de işine gelmez, çünkü sonrasında işler düze çıkınca ilgili iş için kalifiye işçi bulamamak da var. Bunun için böylesi sorunları taraflar samimiyetle çözebilirler. Hiçbir hak geriletilmeden, saat başı ücretleri azaltılmadan işçilerin münavebe ile çalışma yöntemi var. Haftada 40 saat yerine mesela 32 saat çalışılır ve çalışılan saat kadar ödenilir, işler düzelince de yeniden normal çalışmaya dönülür. Bu tabii bir örnek, ama tatbiki yapılıp başarılmış bir örnek. Zaten işveren böyle bir uygulamayı kabul etmek yerine hala ben işçi durduracağım derse bu samimiyetten uzak olur.

“İşçilerin caydırıcı gücü örgütlü birliktelikleridir”

KALEM: İşçilerin sendikalarda örgütlenmesi neden önemlidir?

Mehmet SEYİS: İşçiler kendileri ve ailelerinin karınlarını doyurmak, barınmak, diğer temel ihtiyaçlarını karşılamak ve olabildiğince güvenli bir gelecek sağlamak için çalışırlar. Bunun için iyi bir ücret ve çeşitli sosyal güvenceler isterler. İşverenler ise işyerleri için yatırdıkları paradan fazla kazanmak olabildiğince fazla kâr etmek için işçileri çalıştırırlar. İşverenler için daha fazla kar edebilmenin bir yolu da olabildiğince düşük ücret ve sosyal hakkı olmadan işçi çalıştırmaktır. Bunun için de daha çok saat ve daha ucuz çalışan işçiler onlar için makbule geçer.

Yani işçiler ve işverenler doğal çıkar farklılıkları olan temel sosyal sınıflardır. Bu iki sosyal sınıfın ortak noktaları ayni işletmeden ekmek yemek olmakla birlikte, isteklerine varabilmenin yolu da birbirlerine karşı gerektiğinde de caydırıcı güç olabilmeleridir.

İşverenin gücü işyerinin sahibi olması ve para gücüdür. Bu gücün caydırıcılığı ise işçileri isterse işten atma silahıdır. İşçilerin gücü ise işyerini çalışarak kâra geçirenler olmalarıdır. Ancak teker teker isteklerini işverenden alabilmeleri imkânsızdır. Onların caydırıcı olabilmeleri için birlik olup gerekirse işverene karşı tavır koyabilmelidirler. Yani İşçilerin caydırıcı gücü örgütlü birliktelikleridir ve sendika işçilerin örgütlü gücüdür. Aslında ayni zamanda “sendika işçilerin kendileridir”.  İşte bunun için işçiler sendikalarda örgütlenmelidirler.

Esas olan birlik olabilmektir

KALEM: Sendikalaşma anayasal bir hak olmasına karşın işçilerin çoğu zaman sendika çatısı altında örgütlenmekten çekindiğini gözlemlemekteyiz. İşverenin iki dudağı arasında yaşamlarını sürdüren işçilerin örgütlü hareket edebilmesi için neler yapılmalıdır?

Mehmet SEYİS: Bu konuda esas sorun hükümetlerin işverenlerden yana tavır almasından kaynaklanır. Doğrudur anayasa kitabında “sendikalı olmak bir hak” diye yazıyor ve bu hakkı baskı ile engellemenin suç olduğunu da yazar. Ama anayasa bunu yalnızca yazar. İşçilerini yasadışı koşullarda çalıştıran hiçbir işverenin hapse girdiğini hiç duymadık. Tam tersine kaçak çalıştırdığı işçiden dolayı büyük kârlar eden işverenlere küçük para cezaları kesilirken işçilerin işsiz kalması bir yana alın teri ile çalıştığı halde kaçak diye hapse atıldığına defalarca şahit olduk.

Hâlbuki devletin görevi sosyal sınıflar arasında dengeyi korumaktır. İşçi işveren çelişkisinde devletin görevi, işverenin para ve işyeri sahipliği gücüne karşılık ekonomik olarak güçsüz ve korunmaya muhtaç olan işçi tarafının güçlenmesi için gerekli yasaları yapıp, uygulanmasını sağlayarak işverenlere karşı korunabilmelerini sağlamaktır. Buna sendikalaşmanın önünü açabilecek sektörel toplu sözleşmeler dâhildir.

Ayrıca çoğu zaman işçiler sendikalı olmanın kendi çıkarlarını olduğunu bilmekle birlikte sendikalara üye olmaktan veya sendika kurmaktan çekinirler. Bu ya kendi güçlerinin farkında olmamaları, ya da birlikteliği sağlayabileceklerine olan inançlarının yeterli olmamasından kaynaklanır. Esas olan birlik olabilmeleridir. Birlik olarak yapabilecekleri aslında yasaların da uygulanmasını ve hükümetleri de zorlamayı sağlayacaktır.

KALEM: Son olarak basın emekçilerine söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Mehmet SEYİS: Basın emekçilerinin sorunları da aslında genel emekçi sorunlarından farklı değildir. Medya patronları basın emekçisi arkadaşlarımızı çok fazla saat çalıştırmak yanında dinlenme saatlerinde bile kendilerine bağlı kalıp telefon başında direktif beklemelerini talep etmekte ve çoğu medya işvereni de çalışanlarının sosyal sigorta ihtiyat sandığı yatırımlarını yapmamaktadırlar. Bu sorunları aşmanın yolu birlikten ve birbirinize güvenmekten geçer. Unutmayın “Sendika Sizsiniz”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir